Atelier Ziggy: Gizem Özçelik ile Mücevherin Anlamı
Gizem Özçelik ile Atelier Ziggy’nin doğuşu ve mücevher tasarımına dair düşünceleri üzerine bir röportaj.
Mücevher, bazen bir stilin tamamlayıcısı, bazen de kişisel hikâyelerin taşıyıcısı olarak karşımıza çıkar. Atelier Ziggy’nin kurucusu ve tasarımcısı Gizem Özçelik ile gerçekleştirdiğimiz sohbet, markasının doğuşunu, tasarıma yaklaşımını ve yaratım sürecini ele alırken, günümüz lüks anlayışına dair görüşlerini de içeriyor.
Gizem Özçelik, Bilgi Üniversitesi’nde Sahne Sanatları eğitimi aldıktan sonra Londra’daki Central Saint Martins’te fotoğraf eğitimi almış. Tasarıma olan ilgisini bu süreçte keşfeden Özçelik, profesyonel kariyerine fotoğrafçı olarak başlamış. Ancak tasarım ve fotoğraf, onun hayatında her zaman paralel bir şekilde ilerlemiş. Ziggy markasının yaratım süreci de bu dönemde şekillenmiş. Özçelik, mücevherin bu hikâyede sürpriz bir şekilde yer aldığını, ancak bu durumdan memnun olduğunu belirtiyor.
Atelier Ziggy’nin kuruluş hikâyesi, tasarlamak istediği takı ve objeleri bulma arzusuyla başlamış. Kendi skeç defterinde yaptığı eskizlerle bu yolculuğa adım atan Özçelik, çocukluğundan ve geleneklerimizden ilham aldığını ifade ediyor. Özellikle anneannesinin hazırladığı çeyiz ve yaşadığı bölgedeki tarihi yapılar, onun tasarımlarına yön veren unsurlar arasında yer alıyor.
Koleksiyonlarını hazırlarken, geçmişten gelen hikâyelerden ilham aldığını söyleyen Özçelik, özellikle Akide isimli koleksiyonunun arkasındaki hikâyeyi çok etkileyici buluyor. Akide şekeri, Osmanlı döneminde yeniçerilere ikram edilerek güven ve bağlılık simgesi haline gelmiş. Bu hikâyeyi günümüze taşımak istediğini belirten tasarımcı, bu koleksiyonun anlamını derinlemesine düşünerek oluşturduğunu vurguluyor.
Tasarımlarında süreçlerin nasıl işlediğine de değinen Özçelik, başlangıçta fikirlerin öne çıktığını, zamanla fikir ve malzeme arasındaki etkileşimin arttığını ifade ediyor. Örneğin, Gumbet 02 yüzüğündeki mat şeffaf kuvarsın onu etkilediğini ve bu malzemeyle çalışmak istediğini belirtiyor. Ayrıca, kişisel nesnelerle olan bağın önemine dikkat çekerek, tasarımlarının insanlarla nesneler arasında yeni bir bağ kurma çabası olduğunu dile getiriyor.
Türk kültürünü dünyaya tanıtmak adına tasarımlarında muskalara yer verdiğini anlatan Özçelik, bu nesnelerin koruyucu bir anlam taşıdığını ve kişisel bir bağ oluşturduğunu vurguluyor. Özellikle Fatma isimli küpeleri, babaannesinin adını taşıdığı için kendisi için özel bir yere sahip. Bu parçada, çeyizindeki dantel bardak altlıklarından ilham aldığını belirtiyor.
Lüks anlayışının değiştiği günümüzde, mücevherin geleceği hakkında da düşüncelerini paylaşan Özçelik, lüksün artık gösterişten çok anlamı öne çıkardığını ifade ediyor. Malzeme, zanaat ve hikâyenin yeni lüksün sanatsal unsurları olduğunu vurgularken, sürdürülebilirliğin de önemine dikkat çekiyor. Alınan nesnelerin uzun ömürlü olması gerektiğini savunarak, gelenek ve tasarımın kuşaktan kuşağa aktarılabilir olması gerektiğini düşünüyor.




