Türk Boğazlarında Salvage: Kamu Otoritesi ve Sigorta İlişkisi
İstanbul’da düzenlenen sempozyumda salvage uygulamaları, kamu otoritesinin rolü ve sigorta sorunları ele alındı.
Türk Boğazlarında Salvage: Kamu Otoritesi ve Sigorta İlişkisi
Türkiye’nin boğazları ve kıyı sularındaki salvage rejimi, coğrafyanın stratejik önemi ve kamu otoritesinin tekel hakları arasında özel bir denge kuruyor. Bugün İstanbul’da düzenlenen “Ship Insurance Türkiye” sempozyumunda, bu konular detaylı bir şekilde ele alındı.
Panel, Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Selçuk Esenyel‘in moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Konuşmacılar arasında Cavus & Coskunsu Ortağı Çağlar Coşkunsu, West of England P&I Club Orta Doğu Operasyonları ve Offshore Başkanı Enam Hussain, Willis Towers Watson Deniz Hasar Başkanı Bénédicte Plé ve Norwegian Hull Club Kıdemli Hasar Yöneticisi Mats Fielding yer aldı.
Coğrafya ve Kamu Otoritesi Arasındaki Denge
Çağlar Coşkunsu, Türkiye’deki salvage uygulamalarını, coğrafyanın benzersizliği ve kamu otoritesinin tekel haklarının birleştiği özel bir sistem olarak tanımladı. Salvage olaylarının çoğunun Türk Boğazları, Çanakkale Boğazı ve çevresindeki sularda gerçekleştiğini belirten Coşkunsu, bu bölgelerde idarenin tekel yetkisinin belirleyici rol oynadığını vurguladı.
Boğaz ve Çanakkale Boğazı’ndaki operasyonların yanı sıra, tankerlere sağlanan refakat hizmetlerinin de bu kapsamda önemli olduğu ifade edildi.
1994: Dönüm Noktası
Coşkunsu, Türkiye’nin acil müdahale kapasitesindeki değişimin 1994 Nassia kazasıyla başladığını hatırlatarak, o dönemden sonra römorkörler ve yangınla mücadele ekipmanlarına büyük yatırımlar yapıldığını kaydetti. O kazanın ardından mürettebatın kurtarılamaması, sektörde derin bir etki yarattı. Günümüzde ise Boğaz’daki yangınla mücadele kapasitesi ve müdahale süreleri önemli ölçüde kısalmış durumda.
“Ambulans çağırdığımda ulaşması belli bir süre alıyor. Ancak Boğaz’da müdahale süresi bazen saniyelerle ölçülüyor. Bu, özellikle yangın, çarpışma veya can kaybı gibi ciddi durumlarda büyük bir avantaj,” dedi Coşkunsu.
Ciddi Vakalarda Lüks, Basit Vakalarda Tartışma
Paneldeki en tartışmalı konu, bu hızlı müdahale sisteminin basit teknik arızalarda nasıl işlediği</strong; oldu. Coşkunsu, ciddi vakalarda kamu otoritesinin müdahalesinin büyük bir kazanım olduğunu, ancak 5-10 dakika içinde çözülebilecek basit arızalar için salvage müdahalesinin gerekliliğinin sorgulanabilir olduğunu belirtti.
Türk mevzuatındaki ex officio salvage kararı da tartışmalara yol açtı. Coşkunsu, liman başkanının kaptanın yardım talep etmemesi durumunda bile re’sen salvage kararı verebileceğini, bunun da hukuki uygulamalarda tutarsızlıklara neden olabileceğini ifade etti.
Türk Standart Formu Üzerine Tartışmalar
Panelde, kamu otoritesinin armatörlerden imzalatmaya çalıştığı Türk standart formu üzerine de önemli tartışmalar yapıldı. Coşkunsu, armatörlere bu formu imzalamamaları konusunda net bir tavsiye verdiklerini belirtti.
“Bazen idare, Türk standart formunu imzalamak için baskı yapabiliyor; biz müvekkillerimize genellikle imzalamamayı öneriyoruz. Ancak bazı kaptanlar, idare ile çatışmaktan çekinip formu hemen imzalıyorlar,” dedi.
Panelde, idarenin imzalama konusunda aşırı baskıcı bir tutum sergilemediği, ancak tekel hakları nedeniyle salvage operasyonlarına doğrudan başlayabildiği belirtildi. Coşkunsu, mevcut tahkim klozunun tartışmalı olduğunu ve formun armatörler aleyhine olduğunu vurguladı.
Sigortacıların Güvence Sorunları
Panelin sigorta tarafındaki en önemli vurgulardan biri, güvence (security) süreçlerindeki zorluklar oldu. Sigortacıların, idarenin güvence taleplerinin yapılandırılma biçiminin uluslararası uygulamalarla uyumsuzluğunun, pozisyonlarını zorlaştırdığını ifade ettiler.
Salvage olaylarında kararların hızlı verilmesi gerektiği için sigortacıların pozisyonlarının özel bir dikkat gerektirdiği belirtildi. Bénédicte Plé, P&I perspektifinden değerlendirme kriterlerini şöyle sıraladı:
- Mürettebatın güvenliği,
- Çevresel boyut,
- Kargoya ilişkin sorumluluklar.
Plé, salvage müdahalelerinde çevresel boyutun her zaman önemli olduğunu ve sigortacıların riski bu üçlü perspektiften değerlendirdiklerini vurguladı.
H&M ile P&I Arasındaki Orantı Sorunu
Paneldeki teknik tartışmalar arasında, salvage maliyetlerinin H&M (Tekne) ile P&I poliçeleri arasında nasıl paylaştırılacağı konusu öne çıktı. Norwegian Hull Club’dan Mats Fielding, sigortacının yalnızca salvage’a orantılı kısmı karşılayacağını, bu nedenle armatörün orantısız kalan bölümü kendisinin finanse etmek zorunda kalabileceğini belirtti.
“Orantısızlık sorunu, bu noktada en kritik mesele,” dedi Fielding.
Bu durum, armatörlerin kargo değeri ile tekne değeri arasındaki dengesizlik yaşadığı zamanlarda ciddi bir mali yük oluşturabiliyor.
Özel Sektör Salvajcılarının Rolü
Panel, Türkiye’deki salvage piyasasının yalnızca kamu otoritesinden ibaret olmadığını da ortaya koydu. Özel sektör salvajcılarının son dönemde önemli işler gerçekleştirdiği vurgulandı. Konuşmacılardan biri, birkaç farklı vakanın aynı anda yönetildiği projelerde özel salvajcıların başarılı bir şekilde görevlendirildiğini belirtti.
“Salvage sadece bir maliyet kalemi değil; Türkiye’nin özel sektör salvajcı şirketleriyle birlikte sahip olduğu güçlü bir kapasite alanıdır. Türk salvajcıları güvenli ve yetkin bir konumdadır,” dedi.
Pratik Tavsiyeler
Panelin pratik sonuçları, sigortacılara yönelik somut tavsiyelerle sonlandı. Bu tavsiyeler arasında, sigortacı tarafının olay anında devreye sokulmasının kritik olduğu, kaptanın pozisyonunun belgelenmesi, delil korunması ve hem tekne hem yük tarafı için ortak avukat tayini gibi unsurlar yer aldı.
Sonuç: Denge Arayışı
Panel, Türkiye’nin salvage rejiminin kamu otoritesinin tekel hakkı ile uluslararası sigorta uygulaması arasında özgün bir denge gerektirdiğini ortaya koydu. 1994 sonrası güçlenen müdahale kapasitesi, Türk Boğazlarını dünyada en hızlı yanıt verilebilen sulardan biri haline getirmiştir. Ancak ex officio salvage yetkisi, Türk standart formu ve tahkim klozları, uygulamada sürekli denetim gerektiren konular olarak kalmaktadır.
Panelistlerin ortak vurgusu, Türkiye’deki salvage rejiminden en yüksek faydayı sağlamak için armatörler, sigortacılar ve avukatlar arasında olayın ilk dakikalarından itibaren koordinasyonun sağlanması gerektiğidir.




