AB Ambalaj Tüzüğü 2026’dan İtibaren Geçerli: Türk İhracatçıları Nelerle Karşılaşacak?
AB ambalaj tüzüğü 2026’dan itibaren yürürlüğe girecek. Türk ihracatçılarını neler bekliyor, detaylar haberimizde.
Avrupa Birliği’nin 2025/40 sayılı Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü, yalnızca ambalaj üreticilerini değil, AB pazarına ambalajlı ürün gönderen gıda, tekstil, kimya, kozmetik, cam, plastik, makine ve e-ticaret şirketlerini de kapsıyor. Türk firmaları, ürünlerini AB’ye gönderirken, ambalajın kendisi üretilmese bile, teknik veri ve uygunluk talepleriyle karşılaşma riski taşımaktadır. 12 Ağustos 2026 tarihi, tüzükte belirtilen 2030 hedeflerinin başlangıç tarihi değil, ilk aşamada mevcut yükümlülüklere uygunluğun belgelenmesi, tedarik zincirinde teknik bilgi akışının sağlanması, ambalajların izlenebilirliği ve kimyasal sınırların doğrulanması öncelikli konular arasında yer alıyor.
Bu düzenleme, ambalajın tasarımından başlayarak üretim, kullanım, yeniden kullanım, geri dönüşüm ve nihai atık yönetimi süreçlerini kapsamaktadır. Ürünlerin tüketiciye ulaştığı birincil ambalajların yanı sıra, ikincil ambalajlar, taşıma ambalajları, e-ticaret paketleri ve dolgu malzemeleri de bu düzenlemenin kapsamına girmektedir. Dolayısıyla, şirketlerin yalnızca sattıkları ürünlerin ambalajlarını değil, sevkiyat esnasında kullandıkları tüm ambalaj bileşenlerini incelemesi gerekmektedir.
AB pazarına uygun bir şekilde sunulmuş ambalajlar için geçiş hükümleri mevcut olabilir. Ancak, bir ürünün Türkiye’de daha önce üretilmiş veya depolanmış olması, onun AB pazarına sunulduğu anlamına gelmez. Değerlendirme, ambalajın AB pazarına ilk kez hangi tarihte sunulduğuna göre yapılmalıdır. Tüzüğün genel olarak uygulanmaya başlamasıyla birlikte, ekonomik aktörlerin ambalajın geçerli hükümlere uygun olduğunu gösterebilmeleri gerekecektir. Türk firmaları açısından ilk kontrol alanları arasında teknik dosya, AB uygunluk beyanı, izlenebilirlik, tedarikçi belgeleri ve kimyasal uygunluk yer almaktadır.
Ambalaj imalatçısının, ambalajı piyasaya sunmadan önce uygunluk değerlendirmesini gerçekleştirmesi ve tüzüğün ilgili hükümlerine uyulduğunu gösteren teknik dosyayı hazırlaması gerekmektedir. Bu dosyada ambalajın tanımı, tasarım ve üretim bilgileri, kullanılan malzemeler, uygulanan standartlar ve test sonuçları gibi belgeler yer almalıdır. Uygunluk değerlendirmesinin ardından, AB uygunluk beyanı düzenlenmektedir. Bu beyan, imalatçının ambalajın PPWR hükümlerine uygun olduğunu taahhüt eden bir belge niteliğindedir. Teknik dosya ve uygunluk beyanının, tek kullanımlık ambalajlarda beş yıl, yeniden kullanılabilir ambalajlarda ise on yıl süreyle saklanması gerekmektedir.
AB uygunluk beyanı, her sevkiyat için yeniden düzenlenmesi gereken bir gümrük belgesi değildir. Ancak, ambalajın tasarımı, malzemesi veya üretim yönteminde değişiklik olduğunda teknik dosya ve uygunluk beyanı güncellenmelidir. AB’deki ithalatçılar veya müşteriler, sözleşme ve tedarik zinciri uygulamalarına bağlı olarak bu belgeleri talep edebilir. Ambalajın izlenebilirliği için tip, parti veya seri numarası gibi tanımlayıcı unsurların ambalaj üzerinde yer alması gerekmektedir. Eğer ambalajın boyutu buna izin vermiyorsa, ambalajlı ürüne eşlik eden belgelerde bu bilgiler sağlanabilir. Kullanılan tanımlayıcı, ambalajı teknik dosya, AB uygunluk beyanı ve üretim kayıtlarıyla ilişkilendirmelidir.
Ambalajda, imalatçının adı, tescilli ticari unvanı veya markası ile iletişim bilgileri yer almalıdır. Bu bilgiler, QR kodu veya başka dijital veri taşıyıcılarıyla da sağlanabilir. Ambalaj malzemesi tedarikçilerinin, imalatçının PPWR yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için gerekli bilgi ve belgeleri sağlaması gerekmektedir. Malzeme bileşimi, geri dönüştürülmüş içerik ve kimyasal analizler bu bilgi zincirinin önemli parçalarıdır. Türk ihracatçıları, ambalajı başka bir firmadan satın alsalar bile, AB’deki müşterileri bu belgeleri talep edebilir. Bu nedenle, satın alma sözleşmelerine teknik veri sağlama, analiz sonuçlarını paylaşma ve belgeleri güncel tutma maddelerinin eklenmesi önemlidir.
Ambalaj veya ambalaj bileşenlerindeki kurşun, kadmiyum, cıva ve altı değerlikli kromun toplam konsantrasyonu kilogram başına 100 miligramı aşamaz. Şirketler, yalnızca doğrudan kullandıkları ana malzemeyi değil, mürekkep, yapıştırıcı ve diğer bileşenleri de uygunluk değerlendirmesine dahil etmelidir. Gıdayla temas eden ambalajlarda PFAS için de sınırlar uygulanmaktadır. Bu maddelerin belirli sınırları bulunmaktadır ve toplam flor miktarının kilogram başına 50 miligramı aşması durumunda ek kanıtlar istenebilir. Bu sınırlar, gıda, içecek ve paket servis ambalajlarında kullanılan malzemeler açısından kritik öneme sahiptir.
PPWR, Türk şirketleri için tek ve bağımsız bir ihracatçı rolü tanımamaktadır. Yükümlülükler, şirketin ambalajı üretmesi, kendi adı veya markasıyla tasarlatması, ambalaj malzemesi tedarik etmesi veya AB’deki ithalatçı üzerinden çalışması gibi durumlara göre değişiklik göstermektedir. Ambalajı üreten veya kendi adı ve markasıyla tasarlatıp ürettiren şirket, imalatçı olarak kabul edilirken, ambalaj malzemesi veya bileşeni sağlayan işletme tedarikçi rolünde olacaktır. Ürünü üçüncü bir ülkeden AB pazarına getiren AB merkezli şirket ise ithalatçı yükümlülüklerini üstlenir.
AB’deki ithalatçının, ambalaj piyasaya sunulmadan önce uygunluk değerlendirmesinin yapıldığını, teknik dosyanın hazırlandığını ve gerekli bilgilerin ambalajda bulunduğunu kontrol etmesi gerekmektedir. Yetkili makamların talebi halinde uygunluğu gösteren belgelerin kısa süre içinde sunulabilmesi de ithalatçının sorumlulukları arasında yer alır. Bu durum, AB’deki ithalatçıların Türk tedarikçilerden daha ayrıntılı test raporları ve malzeme beyanları talep etmelerine yol açabilir. Belge akışının hangi tarafça yönetileceği, ticari sözleşmelerde net bir şekilde belirlenmelidir.
Türkiye’den AB’deki son kullanıcıya doğrudan satış yapan bir şirket, ürünün gönderildiği üye devlette genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında üretici olarak değerlendirilebilir. Bu durumda, şirketin o ülkedeki üretici siciline kaydolma ve ambalaj atığı yönetiminin finansmanına katılma yükümlülüğü doğabilir. Üretici kayıtları ve genişletilmiş üretici sorumluluğu uygulamaları ülke bazında yürütülmektedir. Üye devletler, başka bir ülkede veya AB dışında yerleşik üreticilerden yerel bir yetkili temsilci atamasını isteyebilir. Bu nedenle tek bir AB kaydının tüm ülkelerde geçerli olduğu düşünülmemelidir.
Çevrim içi pazar yerlerinin de satıcının ilgili üretici siciline kayıtlı olduğunu ve gerekli öz beyanları sunduğunu kontrol etmesi gerekmektedir. Türkiye’den doğrudan tüketiciye satış yapan markalar açısından ambalaj uyumu, ürün listeleme ve pazar yerine erişim koşulu haline gelebilir. PPWR incelemesi yalnızca ürünün raf ambalajıyla sınırlı kalmamalıdır. İhracatta kullanılan palet, kasa, kutu ve dolgu malzemeleri de ambalaj olarak değerlendirilebilir. Özellikle e-ticaret ve lojistik operasyonlarında kullanılan büyük kutular ile dolgu malzemeleri, ilerleyen dönemde boşluk oranı ve ambalaj minimizasyonu kurallarının doğrudan konusu olacaktır. İhracatçıların ürün ambalajı ile sevkiyat ambalajını ayrı envanterlerde takip etmesi faydalı olabilir.
PPWR’nin etiketleme, geri dönüştürülebilirlik ve yeniden kullanım hükümlerinin önemli bir kısmı sonraki yıllarda uygulanacaktır. Kesin tarihler, Avrupa Komisyonu tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelere bağlıdır. Atıkların doğru ayrıştırılmasını sağlayacak ortak AB etiketlerinin biçimi ve uygulama detayları da bu düzenlemelerle tamamlanacaktır. Ortak malzeme etiketinin 12 Ağustos 2028’den veya ilgili uygulama düzenlemelerinin yürürlüğe girmesinden 24 ay sonra uygulanması öngörülmektedir. Şirketlerin yeni etiket tasarımlarını kesin teknik kurallar yayımlanmadan nihai hale getirmemeleri önemlidir.
Ambalajın ağırlığı ve hacmi, işlevini yerine getirmek için gerekli asgari seviyeye indirilecektir. Ürünü olduğundan daha büyük göstermek amacıyla kullanılan gereksiz katmanlar ambalaj tasarımının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Satış ambalajlarında boş alanın azaltılmasına yönelik yükümlülüklerin 2028 döneminde güçlenmesi beklenmektedir. Gruplandırılmış ambalajlar ve e-ticaret paketlerinde boşluk oranı, 1 Ocak 2030’dan itibaren en fazla %50 olacak şekilde düzenlenecektir. Kağıt kırpıntısı ve dolgu malzemeleri de boş alan hesabına dahil edilecektir.
Ambalajların 2030’dan itibaren geri dönüştürülebilir olması hedeflenmektedir. Tüzük, ambalajları A, B ve C olarak üç performans sınıfına ayırmaktadır. Geri dönüştürülebilirlik oranı en az %95 olan ambalajlar A, en az %80 olanlar B ve en az %70 olanlar C sınıfında yer alacaktır. 2030 eşiği başladığında %70’in altında kalan ambalajlar AB pazarına sunulamayacaktır. 2035 döneminde ambalajın yalnızca teorik olarak geri dönüştürülebilir olması değil, büyük ölçekte geri dönüştürülmesi de değerlendirilecektir. 2038’den itibaren ise en az B sınıfına ulaşamayan ambalajların piyasaya sunulması engellenecektir.
Bu düzenlemeler, ürün ambalajının malzeme sayısını, kaplama ve yapıştırıcı seçimini etkileyebilir. Ambalaj tasarım kararlarının 2030’a bırakılması, kalıp ve dolum hattı gibi süreçlerin yenilenmesi için gereken süreyi kısaltabilir. Plastik ambalajlar için 2030 döneminde asgari geri dönüştürülmüş içerik oranları uygulanacaktır. İçecek şişeleri dışındaki gıdayla temas eden PET ambalajlarda oran %30; diğer gıdayla temas eden plastik ambalajlarda %10; tek kullanımlık plastik içecek şişelerinde %30 ve diğer plastik ambalajlarda %35 olacaktır. 2040 hedefleri ise sırasıyla %50, %25, %65 ve %65 olarak belirlenmiştir.
Geri dönüştürülmüş içeriğin yalnızca tedarikçi beyanıyla değil, kabul edilen hesaplama ve doğrulama yöntemleriyle gösterilmesi gerekecektir. Türkiye’de ikincil hammadde arzı, gıdayla temas uygunluğu ve izlenebilirlik, plastik ambalaj kullanan ihracatçılar açısından önemli hazırlık alanları olacaktır. Taşıma ve satış ambalajlarının belirli bölümleri için 1 Ocak 2030’dan itibaren yeniden kullanım hedefleri öngörülmektedir. E-ticaret dahil ürün taşımada kullanılan ambalajların en az %40’ının bir yeniden kullanım sistemi içinde kullanılması hedeflenmektedir. 2040 için belirtilen çaba hedefi ise %70 düzeyindedir.
Aynı şirketin tesisleri arasındaki veya aynı üye devlet içindeki bazı taşıma akışlarında daha yüksek yeniden kullanım yükümlülükleri bulunabilir. Gıda ve içecek sektöründe PFAS sınırları, gıdayla temas güvenliği ve geri dönüştürülmüş plastik oranları birlikte ele alınmalıdır. Ambalajın gıdayı koruma işlevi sürerken daha az malzemeyle üretilmesi ve geri dönüşüm sistemleriyle uyumlu hale getirilmesi gerekecektir. Kozmetik ve kimya sektörlerinde ürün güvenliği, sızdırmazlık ve tehlikeli maddelere ilişkin kurallar ambalaj minimizasyonuyla birlikte değerlendirilecektir.
Tekstil ihracatçıları açısından ürün poşetleri, askılar, karton kutular ve e-ticaret paketleri öne çıkmaktadır. Cam ve metal ambalaj kullanan sektörler, geri dönüştürülebilirlik açısından avantajlı görünse de kapak, conta ve etiket gibi bileşenler nedeniyle ayrıca değerlendirme yapmak zorunda kalabilir. E-ticaret şirketleri için boşluk oranı, gereksiz dolgu malzemeleri ve ülke bazlı üretici kayıtları temel risk alanlarıdır. PPWR’ye hazırlık yalnızca hukuk veya sürdürülebilirlik ekiplerine bırakılmamalıdır; satın alma, ürün geliştirme, kalite, üretim, lojistik ve bilgi teknolojileri ekiplerinin de bu süreçte aktif rol alması gerekmektedir.
İlk aşamada, şirketlerin AB’ye gönderdiği her ürün için birincil, ikincil, taşıma ve e-ticaret ambalajları ayrı ayrı kaydedilmelidir. Malzeme türü, ağırlık, bileşenler ve tedarikçi bilgileri aynı envanterde izlenmelidir. Her ambalaj için imalatçı, tedarikçi, AB ithalatçısı ve üretici sorumluluğu kapsamındaki taraf belirlenmelidir. Sözleşmelerde kullanılan ticari ifadeler yerine PPWR’deki ekonomik aktör tanımlarının esas alınması önemlidir.
Teknik dosya şablonları hazırlanmalı, AB uygunluk beyanını kimin düzenleyeceği belirlenmeli ve ambalaj tanımlayıcıları üretim kayıtlarıyla eşleştirilmelidir. Tedarikçilerden alınacak belgelerin geçerlilik süresi, güncelleme koşulları ve değişiklik bildirimleri satın alma sözleşmelerine eklenmelidir. Şirketler, ortak AB etiketinin teknik ayrıntılarını beklerken ambalaj üzerindeki kullanılabilir alanı ve mevcut sembolleri inceleyebilir. Ambalaj ağırlığı, hacmi ve boşluk oranı ürün bazında ölçülmeli ve gereksiz katmanlar ile dolgu malzemeleri belirlenerek azaltılabilecek alanlar için tasarım çalışmaları başlatılmalıdır.
Geri dönüştürülebilirlik sınıfı, geri dönüştürülmüş plastik oranı ve yeniden kullanım hedefleri, ambalaj yatırımlarının bugünden planlanmasını gerektirmektedir. Yeni kalıp, dolum hattı veya paketleme makinesi satın alacak şirketlerin ekipmanın 2030 gerekliliklerine uyarlanabilirliğini değerlendirmesi önemlidir. Tek bir AB müşterisinin mevcut ambalajı kabul etmesi, ambalajın ileride tüm üye devletlerde uyumlu olacağını garanti etmemektedir. Şirketlerin müşteri taleplerini asgari mevzuat koşullarından ayırarak, değişen standart ve ikincil düzenlemeleri merkezi biçimde takip etmesi gerekmektedir.
Ortak etiketlerin biçimi, geri dönüştürülebilirlik değerlendirme yöntemleri ve bazı ambalaj türlerine uygulanacak istisnalar için Avrupa Komisyonu’nun ikincil düzenlemeleri belirleyici olacaktır. Türkiye açısından laboratuvar kapasitesi, analizlerin AB müşterileri tarafından kabulü, geri dönüştürülmüş hammadde arzı ve tedarik zincirindeki veri standardı, dikkatle izlenmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Özellikle KOBİ’lerin test, danışmanlık ve belge yönetimi maliyetleriyle nasıl başa çıkacağı, uygulamanın önemli sorularından biri olacaktır.
12 Ağustos 2026 tarihi, tüm ambalajların bir anda 2030 hedeflerine ulaşmasını gerektiren bir son tarih değildir. Ancak teknik dosya, uygunluk beyanı, izlenebilirlik ve kimyasal uygunluk zincirini oluşturmadan beklemek, ihracatçılar için risk taşımaktadır. Türk şirketleri için en güvenli yaklaşım, mevcut belge yükümlülüklerini tamamlamak ve yaklaşan tasarım eşiklerini yatırım planlarına dahil etmektir.
Bu haber, genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Şirketlerin yükümlülüklerini ürünleri, ambalajları, ticari rolleri ve satış yaptıkları AB üye devletlerinin uygulamaları üzerinden ayrıca değerlendirmeleri gerekmektedir.



