Enerji Fiyatlarında Artış Riski, Tedarik Sorunu Yok
Türkiye, enerji krizinden tedarik değil, fiyat yönünden etkileniyor. Uzmanlar, alternatif kaynaklara yönelmenin önemine dikkat çekiyor.
Dünya ve Türkiye, 28 Şubat’ta patlak veren savaşla birlikte 1970’lerden bu yana ilk kez küresel birincil enerji kaynağı kriziyle karşı karşıya kaldı. Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yalnızca %5.33’ünü ve petrol ihtiyacının %20’sini yerli kaynaklardan karşılayabiliyor. Uzmanlar, Türkiye’nin bu krizden tedarik açısından değil, daha çok fiyatlar yönünden olumsuz etkilendiğini belirtiyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına neden olarak dünya genelinde enerji tedarikinde ciddi sorunlar yarattı. Türkiye, bu durumdan etkilenmemek için alternatif güzergahlar arayışına girdi. 1980’li yıllarda kendi enerji ihtiyacını karşılamak için boru hatları yatırımları yapan Türkiye, 2000’li yıllarda yurtdışında ham petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerine yöneldi. Türkiye, Irak başta olmak üzere alternatif enerji tedarik yolları arayışını sürdürürken, Somali’ye sondaj gemisi göndererek küresel bir mesaj verdi.
Türkiye’nin enerji kaynakları çeşitlendirme çabaları, yerli ham petrol ve doğalgaz üretiminin yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarıyla da destekleniyor. Bu çabalar, Türkiye’nin uluslararası enerji pazarında daha etkin bir rol oynamasını sağlıyor. Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlikler, Türkiye’nin bölgedeki haklarını koruma çabalarını artırırken, büyük enerji şirketleri bu bölgeyi neredeyse tamamen kontrol altına almış durumda.
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ve Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre, Türkiye’nin 2025 yılı sonu itibarıyla yerli ham petrol üretimi 6 milyon 470 bin ton, ham petrol ithalatı ise 31 milyon 938 bin ton olarak öngörülüyor. Doğalgaz üretiminde ise 3 milyar 212 milyon metreküp yerli üretim, 57 milyar 837 milyon metreküp ithalat bekleniyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarında ise kurulu güç 2025’te 76.9 GW seviyesine ulaşması bekleniyor.
Türkiye, TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan, TürkAkım ve MaviAkım gibi boru hatları üzerinden transit geçişlerden gelir elde ediyor. Bu boru hatları aracılığıyla enerji tedarik eden ülkelerden belirli ücretler alınıyor. Ayrıca, son yıllarda yapılan LNG anlaşmaları ile Türkiye, spot olarak LNG’leri başka ülkelere satma imkanı buldu. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam doğalgaz ihracatının 2 milyar 284 milyon metreküp olması bekleniyor.
Türkiye’nin ham petrol tüketimi, yerli üretimle destekleniyor; ancak bu sektördeki veriler karmaşık bir yapı arz ediyor. Yurt dışında petrol arama faaliyetleri, Libya, Somali, Pakistan ve Sudan gibi ülkelerde yoğunlaşmış durumda. Türkiye, bu bölgelerde yeni arama projeleri yürütüyor.
Mevcut durumda, Türkiye’nin doğalgaz ithalatı Körfez dışındaki kaynaklardan, ham petrol ithalatı ise Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinden gerçekleştiriliyor. Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, Türkiye’nin 2026 yılı için yıllık 61 milyar metreküplük bir gaz tedarik kontratı olduğunu belirtti. İran’dan gelen gazın kesilmesi durumunda, Türkiye’nin bu durumu telafi edebileceği ifade ediliyor.
Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına yönelik gerginlikler artarken, Türkiye 2025’te Somali ile yaptığı anlaşmalar sonucunda hidrokarbon keşifleri için sondaj çalışmalarına başladı. Savaş gemileri eşliğinde yürütülen bu çalışmalar, bölgedeki enerji rekabetinin ne denli yoğun olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin Sudan ile de petrol anlaşmaları bulunuyor ve her iki ülkede askeri işbirlikleri sürdürülüyor.
Doğu Akdeniz, hem mevcut hem de gelecekte potansiyel sorunlar barındıran bir bölge olarak dikkat çekiyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail, Mısır ve Lübnan gibi ülkeler, son yıllarda bölgedeki enerji kaynakları için birçok anlaşma imzaladı. Bu ülkelerin yaptığı anlaşmalar, enerji üretiminde işbirliğini artırmayı hedefliyor. Ancak Türkiye’nin haklarıyla çelişen bu durum, bölgedeki gerginliği artırıyor.




