Varlık Barışı Uygulaması Yatay Eşitlik İlkesiyle Çelişiyor

TÜRMOB, yeni Varlık Barışı uygulamasının yatay eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve mükelleflerin başvuru yapmasını engelleyebileceğini belirtti.

Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB), yeni yürürlüğe giren Varlık Barışı uygulamasında getirilen ek şartların, mükellefler arasında yeni anlaşmazlıklara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. Bu durumun, birçok mükellefin başvuru yapmaktan kaçınmasına neden olabileceği ve aynı koşullardaki mükelleflere farklı uygulamaların getirilmesinin, ‘yatay eşitlik’ ilkesine aykırı olduğu ifade edildi.

TÜRMOB’un değerlendirmesinde, son yıllarda sık sık gündeme gelen varlık barışı uygulamalarının, mükelleflerin vergilerini zamanında ödemesini engelleyici bir hale dönüştüğü belirtildi. Açıklamada, “Matrah artırımı ve varlık barışı, vergisini zamanında ödeyen dürüst mükellefler için cezalandırıcı bir nitelik kazanmıştır” denildi.

Yeni Varlık Barışı uygulaması, 7582 sayılı yasa ile yeniden düzenlenerek 04.06.2026 tarihinden itibaren geçerli hale geldi. Yasanın ilk cümlesinde, uygulamanın amacının “vergilere gönüllü uyumu artırmak” olduğu belirtilse de, bu uygulamanın sık sık gündeme gelmesi, mükelleflerin vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getirmelerini zorlaştırdığı kaydedildi.

Yeni düzenleme ile, gerçek ve tüzel kişiler, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri ile vergi mükellefiyeti bulunmayanların, yurtdışındaki para, altın, döviz ve diğer sermaye piyasası araçlarını banka ve aracı kurumlara bildirerek bu varlıkları ekonomiye kazandırmaları teşvik ediliyor. Ayrıca, yurtiçinde vergi mükelleflerine ait ve kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıkların da kaydedilmesi sağlanıyor. Ancak, genel tebliğde yer alan bazı ilave koşullar, mükellefler arasında belirsizlik yaratıyor.

Örneğin, genel tebliğin 6. maddesinde, vergi mükellefiyeti bulunmayanların, Türkiye’deki ancak banka ve aracı kurumlarda bulunmayan varlıkları için bildirimde bulunabileceği belirtiliyor. Bu durum, yurt içinde defter tutmayan mükellefler için geçerli olurken, vergi mükellefleri için böyle bir şartın olmaması, uygulamada adaletsizlik yaratabilir.

Ek şartların, mükellefler arasında önemli farklılıklar yaratacağı ve bazı mükelleflerin aleyhine sonuçlar doğuracağı öngörülüyor. Bu nedenle, genel tebliğde bu tür düzenlemelerin açıkça belirtilmesi ve belirsizliklerin giderilmesi gerektiği vurgulandı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu