Tekstil ve Giyim Sektöründe İthalat Artışı ve İSO-500 Verileri

Tekstil ve giyim sektöründe ithalat artışı ve İSO-500 verileri, sektördeki zayıf performansı gözler önüne seriyor.

Türkiye’de tüketim hızla artarken, üretim düzeyinin düşmesi, talebin ithal ürünlere yöneldiğini gösteriyor. 2020 yılından bu yana hazır giyim ithalatı üç katına çıkmış durumda. İstihdam, PMI ve konkordato gibi alanlarda da benzer işaretler gözlemleniyor. Bu durumu uzun uzun tartışmak yerine, tüm tarafların sorumluluğu olduğunu belirtmek daha önemlidir.

Geçtiğimiz hafta İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan 2025 yılı en büyük 500 sanayi şirketi listesinde dikkat çekici veriler yer alıyor. Bu verilerden biri, listedeki tekstil ve giyim şirketi sayısının 29’a düşmesidir. Bu durum, sadece önceki yıla göre bir azalma değil; 2021 yılında listede 59 şirket bulunurken, sonraki yıllarda keskin bir düşüş yaşandığı görülüyor.

Bu değişim, tekstil ve giyim şirketlerinin zayıf performansından kaynaklanıyor olabilir. Ancak, diğer sektörlerin performansındaki artış da etkili bir faktör. Yine de, esas sebebin ilk olduğu aşikar.

İki sektördeki kayıplara dair başka bir gösterge ise imalat alanındaki üretim düzeyi. Tekstil ve giyime yönelik sanayi üretim endeksi, uzun zamandır diğer sektörlere göre daha zayıf bir seyir izliyor. Tekstil üretimi 2022 yılının başından itibaren, giyim üretimi ise 2023 yılının sonundan itibaren sert bir düşüş göstermekte ve son verilere göre her iki sektör de 7-8 yıl öncesine dönmüş durumda.

Türkiye’de tüketim artarken, üretim düşüşü, talebin ithal ürünlere yöneldiğini gösteriyor. Hazır giyim ithalatı 2020’den bu yana üç katına çıkmış durumda. İstihdam, PMI ve konkordato gibi alanlarda benzer işaretler mevcut.

Bu noktada, neden ve nasıllara çok fazla girmeden, tüm tarafların sorumluluğu olduğu gerçeğini vurgulamak gerekiyor.

İki sektörde toplamda yaklaşık 90 bin imalatçı bulunuyor. Sanayi sektörlerindeki tüm firmaların beşte birini tekstil ve hazır giyimciler oluşturuyor. Bu durum, hem küresel hem de Türkiye ekonomisinde yapısal dönüşüme uygun olmayan bir ağırlık taşıyor. Sektördeki firmalar arasında maliyetleri düşürmek amacıyla kayıtdışılığa yönelen ve kaçak işçi çalıştıran birçok işletme mevcut.

Öte yandan, ilgili sivil toplum kuruluşlarının sektördeki bu sağlıksız kapasite fazlasını engellemek veya sistematik bir şekilde azaltmak için ne kadar etkili çalıştığı belirsizliğini koruyor.

Kamu tarafında ise teşvik mekanizmaları ve denetim konularında (vergi, sosyal güvenlik, iş güvenliği) mevcut durumla karşılaşmadan önce önleyici tedbirlerin alınması gerekiyordu. Ayrıca, devlet kurumlarının sektörel yapılanmayı yönlendirme görevini üstlenmesi önemlidir. Her girişimcinin istediği alanda ve şehirde kendi isteklerine göre yeni bir iş kurmaması gerektiği aşikar; aksi halde bugün tekstil ve giyimde yaşanan sorunlar, gelecekte başka sektörlerde de baş gösterebilir.

Gecikmiş olsa da, hala proaktif ve sistematik bir dönüşüm için fırsatlar mevcut. Yıllardır yatırım, istihdam ve ihracatın belkemiği olan tekstil ve hazır giyim sektörleri, edinilmiş deneyimlerin göz ardı edilmeden, kendi kaderine terk edilmemelidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu