Küresel Madencilik Sektörü Yeni Bir Döneme Giriyor
Küresel madencilik sektörü, enerji dönüşümünün ihtiyaçlarıyla birlikte güvenlik, çevre, insan hakları ve yeni teknolojiler açısından yeniden şekilleniyor.
New York’ta düzenlenen İklim Haftası’nda veri merkezleri öne çıksa da enerji dönüşümünün geleceği açısından kritik öneme sahip başka sektörler de gündemde. Bunların başında, elektrikli araçlardan güneş panellerine ve rüzgâr türbinlerine kadar pek çok teknolojinin ham madde ihtiyacını karşılayan küresel madencilik sektörü geliyor. Ancak madenlerin çevre üzerindeki etkileri kadar çalışanların ve maden çevresindeki toplulukların yaşamını, sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren sorunlar da sektörün dönüşümünü zorunlu kılıyor.
Şili’deki kurtarma operasyonundan iki önemli ders
Şili’de 2010 yılında yaşanan maden kazası, yüksek profilli facialar zincirinin bugün de hatırlanan örneklerinden biri. Küresel ekonominin karbon salımını azaltma çabaları hız kazanırken olay, madencilik alanında kapsamlı reform ihtiyacını bir kez daha ortaya koydu.
Şili, 2010’a gelindiğinde dünyanın önde gelen bakır üreticilerinden biriydi. Bununla birlikte ülkede ölümle sonuçlanan maden kazalarının yüksekliği de biliniyordu. San José bakır ve altın madeninde yaşanan çökme, bu sicile 33 yeni ölüm ekleyebilirdi.
5 Ağustos 2010’da Copiapó yakınlarındaki maden çöktü ve 33 madenci yerin yaklaşık 700 metre altında mahsur kaldı. Kazanın, maden sahibi San Esteban Madencilik Şirketi’nin güvenlik görevlilerinin uyarılarını dikkate almamasının ardından meydana geldiği bildirildi.
Madenciler, kurtarma ekipleri kendilerine ulaşana kadar 69 gün boyunca sınırlı miktardaki acil durum malzemeleriyle hayatta kaldı. Bu süreçte gösterdikleri dayanışma ve karşılıklı güven, felaketin en önemli derslerinden biri oldu. Bir diğer ders ise deneyimli uzmanlarla genç kuşak yenilikçilerin aynı hedef için birlikte çalışmasının sağlayabileceği sonuçtu.
Şili’den ve dünyanın farklı bölgelerinden çok sayıda mühendis, uzman ve destek ekibi kurtarma çalışmasına katıldı. Sonunda deneyimli bir yönetim ekibinin değerlendirdiği seçenekler arasından, genç mühendis Igor Proestakis’in önerdiği yeni yaklaşımı içeren plan tercih edildi.
Deneyim ve gençlik aynı planda buluştu
Proestakis, yeni kurtarma operasyonunu konu alan National Geographic yapımı “Şili Maden Kurtarma: Zamana Karşı Yarış” dizisinin yayımlanmasından önce yaşananları anlattı. Dizi, 25 Eylül’de National Geographic’te gösterilecek; daha sonra Disney+ ve Hulu üzerinden izleyiciyle buluşacak.
Proestakis maden sahasına ulaştığında bazı ekipmanlar kurulmuş, A ve C planları da gündeme alınmıştı. Kurtarma operasyonunun başındaki 46 yaşındaki maden mühendisi Andre Sougarret, Şili cumhurbaşkanı tarafından bu görev için seçilmişti. Nihai karar ise onun sorumluluğundaydı.
Proestakis’in önerdiği B Planı, bilinen bir yöntemi farklı bir koşula uyarlıyordu: Önce dar bir kılavuz delik açılacak, ardından bu delik genişletilecekti. Genç mühendis, bu yaklaşımda sığ ve dikey deliklerde kullanılan darbeli ekipmanların, çok dik açılı ve keskin dönüşler içeren bir sondaj hattında değerlendirilmesini önerdi.
Proestakis’e göre yöntem başlı başına yeni değildi; yenilik, kullanılan ekipmanın ve tekniğin mevcut koşullara uyarlanmasındaydı. B ve C planlarının aynı gün sunulduğunu belirten mühendis, kendi önerisinin onaylandığını ifade etti.
O dönemde 24 yaşında olan Proestakis, sondaj alanında sınırlı deneyime sahip olmasına rağmen güçlü bir teknik altyapıya güvendiğini söyledi. Ayrıca Sougarret’in, genç bir mühendisin önerisini dinlemeye ve alışılmışın dışındaki bir teknolojiye şans vermeye açık olmasının belirleyici olduğunu vurguladı.
Proestakis’in değerlendirmesine göre teknolojik yeniliklere güven önemli olsa da asıl belirleyici unsur insanlara duyulan güven. Ona göre kurtarma operasyonunun başarısı, deneyimli bir yöneticinin genç bir uzmanın fikrini dikkate alması sayesinde mümkün oldu. Bu nedenle genç kuşakların önerilerinin dinlenmesi, madencilikte ilerlemenin temel koşullarından biri.
Madencilikte reform yavaş ilerliyor
Güven ve yenilik yalnızca farklı kuşaklar arasındaki ilişkiyle sınırlı değil. Teknoloji, çevre ve insan hakları alanlarında kalıcı ilerleme sağlanması da karar vericilerin yeni fikirlere ve insan kaynağına duyduğu güvene bağlı.
Enerji dönüşümü açısından bu güvenin somut sonuçları görülmeye başladı. Güneş ve rüzgâr enerjisi, madencilik gibi sanayi sektörlerinde daha fazla kullanılmaya başlandı. Küresel yakıt piyasalarının mevcut koşulları da temiz ve yerel enerji kaynaklarını ekonomik açıdan daha cazip hale getiriyor. Bu tablo, maden işletmelerinin elektrik üretiminden ekipmanlara kadar karbon salımını azaltmasını teşvik ediyor. Elektrikli kamyonlar, şarj altyapısı ve yenilenebilir enerji yatırımları bu dönüşümün başlıca unsurları arasında yer alıyor.
Buna karşılık, küresel madencilik sektöründe nesiller boyunca biriken çevre ve insan hakları ihlallerini ortadan kaldırmak çok daha zor bir süreç. Siyasi önceliklerdeki değişiklikler, yıllar içinde elde edilen kazanımların geriye dönmesine yol açabileceği için reform çabaları kırılganlığını koruyor.
Geriye dönüş ihtimali dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ABD’de de bulunuyor. Ancak madenciliği geçmişin sorunlarını yöneten bir yapıdan sürdürülebilir ve sorumlu bir liderlik modeline taşıma arayışları devam ediyor.
Güney Afrika’daki Wits Madencilik Enstitüsü’nün 8 Ekim’de düzenleyeceği bir günlük seminer bu arayışın örneklerinden biri. “Geçmişten Liderliğe: Sürdürülebilir Madenciliğin Geleceğini Şekillendirmek” başlıklı etkinlikte hem faal hem de kapatılmış madenlerin sorunları ele alınacak.
Seminerin gündeminde sosyal ve çevresel etkiler, iş gücünün geliştirilmesi, teknolojik yenilikler ile kritik mineraller ve adil dönüşüm bulunuyor. Enstitü, kritik ve yeşil minerallere yönelik küresel talepteki artışın yeni fırsatlar yarattığını, Güney Afrika’nın sahip olduğu kaynaklarla değer zincirinde hangi alanlarda rekabet edebileceğinin de tartışılacağını belirtiyor.
Wits Madencilik Enstitüsü Direktörü Pontsho Twala’ya göre ülkenin mevcut sorunlar karşısında yalnızca zaman kazanması mümkün değil. Twala, asıl meselenin zorlukları yönetmekten öte, farklı bir gelecek için uygulanabilir ve liderlik odaklı çözümler geliştirmek olduğunu ifade ediyor.
2010’daki Şili kurtarma operasyonu, güvenlikte ihmallerin ağır sonuçlarını gösterirken aynı zamanda deneyimle genç fikirlerin birleştiğinde neler başarabileceğini de ortaya koydu. Bugün küresel madencilik sektörü enerji dönüşümünün ham madde ihtiyacını karşılamaya çalışırken, bu iki dersin çevre, teknoloji ve çalışan güvenliği politikalarında karşılık bulması gerekiyor.
Görsel: Şili’de 2010 yılında gerçekleştirilen kurtarma operasyonunda sondaj çalışmalarını izleyen görevliler.



